Artvin Sohbet
Yağmur Hopa’da yatay gelir, Borçka’da yaprağa çarpar, Yusufeli’nde vadiye sıkışır. Artvin sohbet, o yağmur dinmezken açılan penceredir. Karagöl’ün kenarı sessizdir, Çoruh ise taş taş üstüne koyarak iner. Fırtına derelerinin gürültüsü ile liman beldesinin nemi aynı ile aittir. Yeşil her yeri kaplar; insanlar yine de birbirini arar. Artvin chat, ormanın içinden yükselen kısa bir ses gibi durur: ıslak, taze, biraz da aceleci. Çay bahçesi sırılsıklam olsa da cümle kuru kalmaz.
Yollar kıvrılır, ziyaret uzar, heyelan haberi kışın sık gelir. Artvin sohbet odaları tam o uzayan yolun yerine geçer. Çayın hâli, baraj çalışması, camı döven yağmur—günlük dil böyle ıslaktır. Kapı sadedir. Rumuz, isteğe bağlı şifre, ardından kanal. Karagöl fotoğrafı kadar poz vermeye gerek yoktur; muhabbet, yaprak gibi düz düşsün yeter. Hopa limanından esen nem ile Yusufeli vadisinin taşı, gece aynı satırda nefes alır.
Hopa yağmuru, Borçka yeşili
Hopa limana bakar, Borçka göle, Yusufeli vadiye. Artvin sohbet odaları bu üç bakışı aynı satırda tutar. Heyelan, kış yolu, çayın fiyatı—yeşil cennet cümlesinin örtmediği şeyler odada durur. Artvin sohbet tam da bu yaşayan dile aittir. Yağmur rumuzu, çam rumuzu şart değildir. Sade bir ad, ıslak bir pelerin kadar iş görür. Akşam kanal dolar; yağmur camı dövdükçe parmaklar da hızlanır. Borçka’dan Karagöl’e giden yol kıvrılır; muhabbet o kadar kıvrılmaz, düz gelir.
Yusufeli’nde vadi daraldıkça ses de sıkışır; oda ise o sıkışmayı gevşetir. Baraj gölleri manzarayı değiştirir, insanlar yer değiştirmiş olsa da hemşehri arayışı durmaz. Artvin sohbet odaları bu yeni yerleşimin de eski yağmurun da dilini taşır. Gece yarısı yağmur dinince kanal incelir, sabah yine ıslanır.
Yusufeli’nden Çoruh’a inen cümle
Vadi dar, söz taşmasın diye dikkat ister. Kişisel kapıyı erken açmayın, karşı tarafı sıkıştırmayın. Islak toprak nasıl kaygansa, acele yazı da kayar. Rahat bir yeşil için odanın kurallarına bakmak yeter. Artvin sohbet odaları, Karagöl kadar durgun iddia taşımaz; Çoruh kadar akar. Yağmur dursa da yeşil durur. Rumuz da öyle: Hopa’dan Yusufeli’ne, gece boyunca yerinde kalır. Çoruh taş üstüne taş koyarak iner; iyi sohbet de cümle üstüne cümle koyarak ısınır. Hopa’nın nemi, Borçka’nın göl sessizliği, Yusufeli’nin dar vadisi aynı yeşilin farklı ıslaklıklarıdır; Artvin sohbet odaları bu ıslaklığı silmez, taşır.